.bayrama kaç kala.

Ağustos 31, 2006

Önce.. Güzel bir yazı okumuştum “Bayramsa bayramın bayram ola” die.. bunu bayram gelsin yazarım inşallah bloguma dedim

Sonra.. internette resim ararken hoş bi dede-torun el öpme merasimi resmi gördüm. Bayram gelsin inşallah blogumda bunu bayram resmi olarak kullanırım dedim…

18 Şubatta canım dedecim vefat etti.

Bayram bitti..

Şimdi bayramda ne yapacağımı düşündüm de.. İlk defa acı bayram yaşayacağım.. İlk defa bayram gezmesi yerine bi kabri ziyaret edeceğim. Ne kadar acı ve zor geçeceğini düşünürken düşünmenin anlamsız olduğunu yeniden idrak ettim.

Önceden de düşünmüştüm ne oldu.. Bakalım Allah’u Teala hakkımızda neyi murad etti. Yaşayıp göreceğiz biiznillah..

.Zaffa.

Ağustos 28, 2006

                                        

Zaffa

İnsan sordu, Zaffa ne demek diye.. Bende bu blogumda cevap vermek istedim.

tam bi kelime manası yok da..
zaffa Arap düğünlerinde kullanılan ağıtvari geline söylenen dualar.. :)

hoş bişi aslında ama dinlemek lazım 15 dk.lık bu duayı upload etmek isterdim ama çook uzun sürer. Bide herkes anlamayabilir bu duanın güzelliğini o yüzden heba etmek istemiyorum.

Bide bişi daha var ben bi düğünde dinlemiştim çokta etkilenmiştim. Birileri beğenmeyince üzülüyorum.. :)
Gizli kalsın o yüzden…

.Miraç.

Ağustos 22, 2006

                                      
Mirac, Sevgili’nin Sevgili’ye kavuştuğu gecedir.
Kur’an anlatımıyla, Rasulullah s.a.v. Allahu Tealâ’ya iki yay arası, hatta daha yakın olmuş ve O’nu müşahede etmiştir. Rasulullah (s.a.v.) o sonsuz alemden dönüşünde müminlere hediyeler de getirmiştir.
Şirk koşmayan her müslümanın cennete gireceğinin açıklandığı Bakara Suresi’nin son üç ayeti ve beş vakit namaz.
Şu bir hakikat ki, “namaz müminin miracıdır” ve Allahu Tealâ ile buluşmak ve O’nunla yüz yüze gelmek demektir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Kulun, Rabbine en yakın olduğu an, secde halidir.”

Kandiliniz Mübarek olsun..

.Nasuh tevbesi.

Ağustos 22, 2006


Nasuh Tevbesi;
Geçmiş günahlara pişman olmak. Farzları iade etmek. Namaz, oruç, zekât gibi üzerine kazası kalmış olanların kazalarının yerine getirilmesi. Zulüm ile elde edilmiş mal–mülkün sahibine iade edilmesi. Hasımlarla helâlaşmak. İşlenilen günaha bir daha dönmeme konusunda azimli ve kararlı olmak. Nefsini isyanla nasıl besleyip büyüttüyse, şimdi de nefsini Allah’a itaat yolunda öyle eritip küçültmek.
“Allah’a nasûh tevbesiyle tevbe ediniz” (et-Tahrim, 66/8)
mealindeki ayette hem işaret, hem de beşaret vardır.İşaret tevbeye, beşaret de kabul olunacağınadır. Çünkü kabul olunmayacak olsa emrolunmazdı.
“Ey İman eden kullarım! Benden yüz çevirdiniz, gidiyorsunuz. Bana dönün! Öyle bir tevbe ile dönün ki, günah işleyeceğiniz vakitte size nasihat edici olsun.”İşte bu tevbe, nasuh tevbesidir.

Ağustos 22, 2006




İbn Abbas (r.a) Resul-üEkremden rivayetinde: “Midesini dolduran kimse melekut alemine yükselemez” buyurmuştur. *Amellerin en üstünü açlık, nefsin zilleti ise saf (sade) giyinmektir. *

Hasan’ın Resul-ü Erkemden rivayetinde Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur; “ Tefekkür ibadetin yarısı, az yemek ise ibadetin ta kendisidir.” *

İbn Adiyy’in rivayetinde Resul-ü Ekrem çok yiyip içmekle kalplerinizi öldürmeyiniz. Zira kalb bir ekin tarlası gibidir. Fazla su basınca tohumu keser ve çürütür. *

İbn Adiyy’in rivayetinde Resul-ü Ekrem: “Allahu Teala dünyada az içen kimselerle meleklere karşı övünür. Allahu Teala meleklere; “Şu benim kuluma bakın, onu dünyada yemek içmekle ibtila ettim, o sabretti ve onları terk etti. Şahid olun, terk ettiği her lokma için Cennette ona bir derece verin” buyurmuştur. *

Ali bin Hüseyin’den rivayet edildiğine göre Resul-ü Ekrem: “ Şeytan Adem oğluna, kanın damara hulûlu gibi hulûl eder. Onun giriş kapılarını açlık ve susuzlukla daraltın.” *

Ebu Talib-i Mekki şöyle anlatıyor:” Mide saz gibidir. Saz hafif, ince ve içiboş olduğu için güzel ses çıkarır. Mide de boş olduğu vakit daha güzel Kur’an okur. Daha fazla kıamda durabilir ve az uyku ile iktifa edebilir.” *

Resul-ü Ekrem: “ Karnını doyurup uykuya yatan kimsenin kalbi katılaşır, her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da açlıktır.” *

Bu aktarımların dışında, herkesin yiyeceği içeceği, giyeceği yani rızkı olan her nimetin üzerinde ismi yazılı olurmuş ve ancak bunun nisbetince yiyabilir, içebilirmişiz. Ne bir eksik, ne bir fazla.. Bunu duyan kuzenim ve ananecim; “Alah bizim rızkımızı bol vermiş bizde bol bol yiyoruz deyip gülüştüler..” Buna sığınmamak lazım tabi nefis terbiyesinin ilk basamaklarından biri açlıktır..

Bir de tabi şöyle bi durum var “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” 40 kapıdan sorumluyuz.Şöyle komşularınıza bi göz atın 2 kapı sonrasını tanımadığınızı farkedebilirsiniz.. Ne kötü bişi.Oysa islam üzere yaşasak herşey ölçüsünce olacak. Fazlalıklar zekatla gitmiş olacak mesela.. Eksiklik varsa bile yine alınan zekatlarla tamamlanacak..

İnsanlar her bakımdan birbirine muhtaç ve yardımlaşmak zorundadırlar. İnsanlar birbirleriyle yardımlaşıp, birbirlerinin işlerini görmeleri için, Allah bazısının rızkını geniş, bazısının rızkını dar etmiş. Zengini, fakir ve ihtiyaçlı olana vermekle görevlendirmiştir.

Bir kuyumcu var tanıdığımız Ermeni, annem eşyalarının 1/40 ‘ini verebilmek için ölçü yanlış olmasın die AgopBey’e gittik. Adam şaşırdı ne gerek var ki şimdi böyle bişeye dedi. Annem usulünce anlattı.. Adam güldü, yahu herkes böyle yapsa memlekette fakir kalmaz ki dedi..
İdrak etti.. ama.. aması o kdr ötesi yok.

Allah önce idrak edebilmeyi sonra da ona uygun yaşayabilmeyi nasip etsin inşallah…

*Aktarılan Hadis-i Şeriflerin kaynağı; İmam Gazali’nin “İhyau’ulumi’d-din”kitabıdır.Bilgilerinize..

.şuara.

Ağustos 22, 2006

“Kalbine danış, her ne kadar sana fetva verirlerse de, her ne kadar sana fetva verirlerse de,her ne kadar sana fetva verirlerse de.”

*İmam Ahmed bin Hanbel Müsned’inde Vâbise’den rivayet edilmiş bir hadistir.

Ağustos 22, 2006


 

İlk tedirginlik kara katran damlası gibi kalbime damladığında kırıldı meraksızlığım; başladı karanlığım…

Nazan Bekiroğlu

.fani.baki.

Ağustos 22, 2006


Halife Hz. Ömer’in valilikle görevlendirdiği sahabilerden Ebu Musa El Eş’ari’ye ilettiği tavsiyesi; “Biri Allah için diğeri ise dünya için olan iki şey arasında kalırsan, sen Allah için olanını öbürüne tercih et. Çünkü dünya fani, ahiret ise bakidir”

.söz.

Ağustos 22, 2006


Gelinin saçlarının üzerine gümüş teller takılıydı. Damadın ise sırtındaparlak ve sırmalı bir cepken, başında süslü bir başlık vardı. Bir hayli yakışıklı, bir o kadar nazlıydı. Güzelliği görünsün bilinsin istedi. Gelinin aynasında görüntü vermek istedi. Kentin en usta kuyumcularına yaptırdığı su parıltısı bir gerdanlığı taktı gelinin boynuna.Sana senin değerin kadar yüz görümlüğü takacak varlığım yok benim, dedi. De bana, dileseydin benden ne dilerdin? Telli gelin, boynunda kendisine helal olanın armağanı gerdanlığın ürpertisi, ben kadınım, dedi, sana ömrün boyunca tek eş olmak isterdim. Kalbinde tek başıma hüküm sürmek isterdim. Başka da bir şey istemezdim. Süslü elbiseleri olan yakışıklı ve nazlı damat, işe dedi, şu boynunda takılı duran gerdanlık, şu gece ve şu duvarlar şahit olsun ki: Söz olsun!

Geleceğe dair teminat taşıyan ve kendisine birden fazla tanık tutulmuş olan sözün gücüyle öyle bir gece indi ki yakışıklı damadın koynunda uyuyan gelinin üzerine sanki ay doğdu hanesine.

Fakat sözün mukaddesliği söylediği ile sınırlı mı? Zaten hangi sözün menzile ulaştırdığı, taşıması iç
in sırtına yüklenen manaymış ki?

Zaman gelici ve geçiciydi. Dilin kemiği gibi söz söyleyicinin de sözüne güven yoktu. Çünkü kendi lisanının macerasında değişmek sözcüğüyle aynı imlaüzere yazılan kalp, değişip duruyordu. Çünkü kalp az vefalı, çabuk unutucu ve bıkıcıydı. Heves insana mahsus bir sıfattı. Ve yakışıklı ve süslü damadın genç erkek kalbinde heves vardı. Güzelliğim bir kez daha onaylasın, dedi, görüntüsünü boy düşürüceği yeni bir ayna istedi. Bir sabah vakti ravilerin rivayetlerine bakılırsa, bir benzerini kentin tarihçesinde yine kimlerin görmediği yeni bir düğünle yeni bir gelini daha eve getirdi.
Yeni gelin eski gelin oldu.

Kalplerin taşıyıcılığı başka başkaydı. Taşınabilenden fazlasını vermezse de Rab, bazen verilen taşıyıcısını ezip geçiyordu. Eskimiş bir gelinin zannınca tenin de canın da taşıyabileceğinden fazlasıydı bu. Hayatla ölüm tartılınca ölüm, bugünle yarın tartılınca yarın ağır geliyordu.

O kadar ki , Rabbim dedi, Yerlerin ve göklerin Rabbi, ben bu yükü taşıyamam, bu yer taşımaz beni. Göklere baktı. Acı ve dua kalbinin zarına değe değe dua etti. Yer yarılsa da yerin dibine geçsem, böyle dedi.

Gözyaşının düştüğü yerde merhamet vardı. Bağışlaması ve esirgemesi sınırsız olan Rabb katında duası, kabul edilmiş duaların defterine yazıldı.

 Nazan Bekiroğlu -İsimle Ateş Arasında

.fuad.

Ağustos 22, 2006


“Kötüşeyler irtikab eden kimse, Allah’ın yardımıyla onları gizlemeye çalışsın.”
Hadis-i şerif